20 Mayıs 2011 Cuma

Doruk'un içine canavar kaçtı!

Bu blogu takip edenler bilirler. Oğlum iyi kalpli, uslu, uyumlu, zararsız bir çocuktur. Bağırmaz, herşeye ağlamaz, kimseye saldırmaz, hep güler yüzlü olan kendini oyalayacak birşeyler mutlaka bulan bir çocuktur.

Fakat bunlar geçen çarşamba akşamı itibarıyla değişti. Çarşamba iş dönüşü bir arkadaşım biraz nefes almak, biraz sohbet edip rahatlamak için bize uğradı. Onun oğlu 6,5 aylık.

Herşey eve girişleriyle başladı. Doruk önce Memonikoyu benim kucağımda görünce bir şaşırdı. Sonra gülümsedi. "şimdi hatırlamıyorum tam ama sanırım bu şeytan gülümsemesiydi bu."

Ve arkadaşım Güliz'in koltuğa oturmasıyla Doruk beni bir kalemde sildi. Evde Güliz, Memoniko ve kendisi vardı artık. Beni duymuyor, dinlemiyor, görmüyordu resmen. Ne kucağıma geliyor, ne oyalansın diye önüne koyduğum şeylerle ilgileniyordu. Tek isteği bebeğe dokunmak, mümkünse ayağını, ellerini sıkmak hatta kıvırmaktı. Oyuncakları minik çocuğun yüzüne doğru atmalarmı dersiniz, illa dokunmak için annesini bile devreden çıkarmaya çalışan itiş kakışlarmı dersiniz. Artık siz hayal edin. Güliz'cim çok sabırlı davrandı gerçekten. Teşekkürler arkadaşıma.

Ben daha önceden zaten biliyorum onu başkalarının yanında rencide eden ses tonuyla konuşmamam, çok fazla uyarmamam gerektiğini. Ama zaten Doruk'unda çok umrunda olmadı benim nazik uyarmalarım.

Çayın yanında Güliz'in getirdiği kek ve krakerler evin heryerine saçıldı, üzerlerinde dolaşıldı. Çaydan vazgeçip türk kahvesi içmeye karar verildi. Biliyorum Doruk sever fincanları. Onada oyalansın, dikkati dağılsın diye kahve fincanında su ikram edildi. Ama ne mümkün. O kendi fincanındaki suyu, krakerleri Güliz'in kahvesine atmayı, onun kahvesini dökmeyi daha enteresan buldu. Dikkatinizi çekerim. Benim değil. Sadece Güliz ve Memonikoyla ilgili Doruk canavarı.

Neyse sonuç olarak Güliz ve minik Memoniko'yu evden sağsağlim uğurladık. Kızcağız daha bir yorgundu eminim evine dönerken.

Hani biz bu canavara kardeş yapacaktık. Hani çok sevecek ve kardeşine gözü gibi bakacaktı bu çocuk.... Yok ama hala vazgeçmedik. Birgün de canavarlaşan, eminim bir günde de bir melek olacak eski Doruk'um geri gelecektir.

Ama bu dönem için en azından bizim evimiz, yani Doruk paşanın sınırları dahilinde Doruk'u kendisinden küçük bebeklerle karşılaştırmamakta ilişkilerimiz açısında fayda sağlayacak sanırım. Böyle söylüyorum çünkü daha 3 gün önce 7 yaşıt arkadaşıyla başka bir evde buluştuğumuzda hiçbir sorunumuz yoktu. Yine çok meraklı, heryeri karıştıran toddler kıvamındaydı ama bir zararı yoktu. Orda da, tüm anneler tüm bebişleri aldı, sevdi kucaklarında. Aksine benim oğlum diğer anneler Selda ve Zeynep'in dibinden ayrılmadı. Kucaklarında sakin sakin oturdu dakikalarca. Burda arıza çıkarması gereken bendim aksine. :)

Neyse, Doruk'un bu hisleri kesinlikle "Kıskançlık" değil. Bir kere bunu açıklığa kavuşturmam gerekiyor. Her sağlıklı çocuk gibi büyümeye verdiği tepkiler, sevdiği insanları, mekanları, eşyaları paylaşma tehlikesini algılaması ve tabiki merak.

Kıskançlık, kelime anlamıyla olumsuzluk anlatan bir kelimedir. "Onda var neden bende yok." "Ondada olmasın" duygularının adıdır. Olumsuz kelimelerle henüz Doruk'u tanıştırmıyoruz. Yanında "kıskançlık" kelimesini cümle içinde kullanmıyoruz ki kıskançlıkla tanışması çok erken yaşlarda olmasın.

Güliz'le olan tecrübemi etrafımla paylaştığımda, birkaç kıdemli annenin daha aynı tecrübeden geçtiğini gördüm. Annesinin ilgisini görmek için arkadaşını hırpalayanlar, evine gelen çocukların kendi oyuncakları, eşyalarıyla oynamasına dayanamayıp arkadaşını ısıranlar, yatağına bir bebek yattıktan sonra artık kendi yatağında uyumak istemeyenler.

Yapmamız gereken, çocuğumuza böyle durumlarda bağırıp, azarlamamak. Onu rencide etmemek, cezalandırmamak. Benim şahsi fikrim bir süre başka çocuklarla kendi çocuğumuzun yanında ilgilenmemek. Her ortamda onu çok sevdiğimizi belli etmek. Yaptığı dikkat çekici, olumsuz davranışları ise görmezlikten gelmek.

Arkadaşları oldukça, paylaşmanın tadını aldıkça ve en önemlisi kendi duygularını anlatacak cümleler kurmaya başladıkça oda rahatlayacak, biz anne babasıda.....

7 yorum:

özgün dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
özgün dedi ki...

bana haber göndermeye çalışmış sanırım.. değişik metodlara sahip parlak bir çocuk bu, bi gelmem gerek size..

Adsız dedi ki...

Doruk'un söylemiyle "Gel gel"

AsLI dedi ki...

Ben de yasadim böyle seyleri.Hala da zaman zaman yasamaktayim.Büyüme sancilari.Her Yeni bir evrede bir baska davranis.
Anlayan insanlarin cevrende olmasi cok önemli.Bir de anlamayan insanlari düsünebiliyor musun?
Sen ortada bir sorun görmezken onlar.´Aaa niye böyle yapiyor,neden?
Neyse öpüyorum Doruk´u...:)

Çiğdem Hantof dedi ki...

büyüyor Doruk paşa, Doruk'un her zaman yapacağı davranışlar olduğunu sanmıyorum, belki o günkü ruh hali ile ilgilidir, yoksa ne pamuktur o, özlemcim :)

Havva dedi ki...

İçine canavar değil Esra kaçmış olmalı Bu saydıkların tipik Esra davranışları çünkü:) Şaka bir yana Özlemcim büyüme davranışları, sınırları zorlayarak öğrenme eğilimleri bunlar. Sınırlar zorlanacak ki nerede oldukları öğrenilsin.

güliz dedi ki...

Konunun kahramanlarından biri olarak ben de yazayım bari. Ben o gün çok güzel vakit geçirdim aslında. Bizim için de Mehmet Nihat'tan daha büyük bir çocukla aynı ortamda bulunmak bir ilkti ve ben de neler olabileceğini gördüm; ama Doruk çok şirindi bütün o halleriyle. Mehmet Nihat da çok şaşkındı tabi olup biteni anlayamadığı için.Ayrıca o gün Memoniko'nun oyuncaklarıyla oynamasına izin verdiği için Doruk'a çok teşekkür ediyorum.